Dilovası İşçi Katliamının 3. Duruşması 21 Temmuzda görüldü. 8 Kasım 2025’te alınabilir önlemler alınmadığı, işçilerin güvenliğinin ve hayatının hiçe sayıldığı Ravive Kozmetik parfüm imalathanesinde 3’ü çocuk 7 işçi iş cinayetinde katledildi.
3. Duruşma, katliamın yaşadığı yere ve ölen işçilerin ailelerinin dolayısıyla davayı onlarla birlikte takip edip onlara destek verebilecek komşularının da yaşadığı bölgeye uzak olan Kandıra Cezaevi’nde görüldü. Buna rağmen duruşma öncesi Gebze Sendikalar Birliği’nden sendikalarla ve çeşitli siyasi partilerden katılımlarla yüzlerce insan, davayı kaçırdıkları dağın tepesindeki Kandıra Cezaevi’nin önünde basın açıklaması yaptı ve yargının salonlarda kimsesiz görmek istediği işçi ailelerini yalnız bırakmadı.
Duruşmada sanıklardan Altay Ali Oransal, İsmail Oransal, Gökberk Güngör, Abdurrahman Bayat ve Ali Osman Akat’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi. 2. Duruşmada tahliye edilen, imalathanenin bulunduğu mülkü Ravive’ye kiralayan Güven Demirbaş ve Küresel OSGB sorumlusu Ünal Arslan’ın tutuklu yargılanması talebi mahkeme tarafından reddedildi. Beraat kararı olmamasına rağmen Ünal Arslan 3. duruşmaya katılmaya bile tenezzül etmedi. Geçtiğimiz haftalarda gözaltına alınıp tutuklanan Dilovası Belediye’sinde sorumlu kamu görevlilerinden 2 kişi tahliye edilmiş yalnızca 5 kişinin tutukluluğu devam etmektedir.
Ravive’nin sahipleri A. Ali Oransal, İsmail Oransal ve şirketleri arasında organik bağ bulunan Ali Osman Akat; dava için pek çok önemli delil bulundurabilecek bilgisayar ve telefonlarının şifrelerini vermeyi 2. duruşmada kabul etmişken 3. duruşmada kararlarından geri döndüler. Bilirkişi tarafından filtrelenerek incelenecek ve yalnızca dava ile alakalı içeriklerinin dosyaya gireceği telefonlarının şifrelerini vermek istememelerinin sebebi olarak özel hayatlarının gizliliğinden, tatil fotoğraflarının medyaya düşmesinden çekindiklerini belirttiler. Kendi işletmelerinde yol ve yemek parası vermeden aylık 10 bin TL gibi bir paraya çalıştırıp öldürdükleri işçilerin canları patronların safında onların özel hayatlarının medyaya düşmesi ihtimalinden bile daha değersiz. Halbuki bizler mahkemede bunları dinlerken gözlerimizi bir an kırptığımızda gördüğümüz öldürdükleri çocukların fotoğrafları oluyor. Çünkü onları hiç tanıyamadık ancak fotoğraflarını görebildik.
Bugüne kadar gerçekleşen bütün işçi katliamlarında olduğu gibi çocukları işçileştirip katleden, işçilerin yoksulluğuna güvenerek her saniyesinde ölümle burun buruna çalıştıran patronlar ve onların işbirlikçisi, kolaylaştırıcısı kamu görevlilerinden mahkemelerde hesap sorulmuyor. İşçilik yaparken hayatlarına biçilen değer sermayenin mahkemelerinde de biçiliyor. Dilovası davası ancak işçi sınıfının, sendikaların ve kamuoyunun işçi ailelerinin mücadelesine verilen desteklerle güçlenmiş ve işçi katliamlarında kamu görevlilerinin yargılanmasında daha önce hiç yapılmamış bir şekilde yetersiz de olsa bir adım atılmıştır. Göstermelik de olsa onları bu adımı atmaya zorlayan ailelerin mücadelesine verilen destektir. Bugün yalnızca Dilovası’nda değil bütün Türkiye’de işçiler katledildiklerinde sermayenin ve iktidarın uyguladığı yalnızlaştırma, davalarına olan kamuoyunu desteğini soğutma ve yıldırma politikalarına karşı karşıya kalıyorlar. İşçi sınıfının kendi ölülerinin hesabını soracağını göstermek, iş cinayetlerinde ve işçi katliamlarında geride kalan ailelerin davalarını sahipsiz bırakmamak ve mücadeleleriyle kenetlenmek büyük önem taşımaktadır. Yoksa bizleri üçer beşer hatta yüzler binler halinde öldürmeye devam edecekler ve yaptığımız bütün tahlillere karşın somut adımlar atmadığımız sürece sermaye bizleri kendi çelişkimizle boğacaktır.
İhtiyacımız olan bu örgütlü gücü büyütmek, birliğimizi kırmak için her türlü kanuni veya mafyatik kirli ilişkilerden doğan pratiklerin karşısında bir an bile tedirginlik yaşamamaktır.
Ölümlerimizden beslenen, üzerimize kök salan ve gittikçe büyüyen patronların her daim üzerine yürüyeceğiz!




